Kasım 01, 2012

Ölüleri Gömün
















‘Belki de cesetler yerin altında artık yeterinden fazla birikti. Belki toprak artık daha fazlasını kaldıramıyor. Toprağa ektiğin şeyi arada bir değiştirmen gerek biliyorsun. İnsan mezarına kendisi gidebilmeli, başkaları tarafından içine sürüklenmemeli hem.’

Ölüleri Gömün ( Bury The Dead) İsviçreli yazar Irwin Shaw’ın ‘Savaşa Karşı Tek Perdelik Oyunlar Yarışması’nı kazandığı oyunudur. Savaşta ölen ve gömülmeyi reddeden altı ölü askeri ele alır ve gerçek bir protesto niteliğindedir. Kışkırtıcıdır aynı zamanda.

‘Savaştan önce felsefe ile ilgilenirdim. Silahım kitabım ve gözlüğümdü. Ama artık gidecek bir eviniz yok. Dünya acı dolu.’

Ölü askerlerden biri bağırır:

‘Yanılıyorsunuz. İnsan hakkını kendisi yaratır. Bunun için kararlılık ve başka bir insanınki kadar iyiniyet yeterlidir.’

Askerler gömülmeye ikna olmaz. Doktor raporuna 48 saattir ölü yazıyordur hepsi için. Birinin beynine isabet eden kurşun diğerinin sol karıncığına, bir diğerinin karaciğerine denk gelmiştir. İçlerinde kurşunlar vardır ve şöyle derler :

‘Sizden tek farkımız içimizdeki kurşunlar.’

Askerleri zorla gömmeleri savaşın gidişatını etkileyeceği için generaller olayı gizler.  Basın haber yapmaktan çekinir. Gazetelerin patronları kesin talimatlar verir : ‘ Başka haber yazın ! ’

En sonunda askerlerin yakınlarına ulaşılır. Askerlerin ikna edilmeleri için derhal birliklere çağrılırlar.
‘Şehit anası, şehit karısı olmaya ikna edin onları. Bu değerlere bağlılar. Bu ölü askerlerin kadınlarını bulun getirin. Kadınlar sağduyularıyla ikna ederler askerleri. Biz de gömeriz.’

‘Savaş, ancak ölüler gömüldüğü ve unutulduğu zaman kazanılır.’ der generaller askerlerin annelerine, eşlerine ve kardeşlerine. Anneleri de ikna edemez askerleri, eşleri de.


‘Yirmi yaşındayım anne. Daha bir kızla yatmadan öldürdüler beni. Savaşta.  Yirmi yıldır adam olmak için prova yaptım ve şimdi ölüyüm. Eve git anne, yüzüme şarapnel geldi görmek istemezsin. ’

‘Generalin biri haritaya renkli bir iğne iğneliyor ve sonra hayatlarımızı bir toplu iğnenin renkli kısmıyla değiş tokuş ediyoruz. Eve dön. Merak etme gelip sizi tedirgin etmem. ’

‘Her şey çürümüş diyorsun kardeşim. Değişecek. Cenneti sunacağım insanlara. Bunun için ölmek gibi bir ön şart olmayacak. Ölülerin değil yaşayanların arasına gidiyorum.’

‘Seni burada ölü olarak görmek tuhaf. Karşımdasın. Eğer yeşil çimler üzerinde ve etrafında küçük mor çiçekler olan bir mezarın olsaydı ve üzerinde Walter Morgan yazsa inanırdım öldüğüne. Kitaplarını okuyup ağlıyorum her gün. Çocukken bile ağlamazdım oysa. Bana yazdığın dörtlüğü buldum. Ellerin sevgilim… Ellerine bir şey oldu mu? Ellerin ne de güzeldi…’

‘Okuyamadığım kitaplar var daha. Eve git Julia.’

‘Bir bebeğimiz olmalıydı, evet. Onun bahçede bütün ciddiyetiyle köpeğiyle oynamasını seyretmeliydim. Ama sana söylemekten korktum.’

‘Artık çok geç. Ölüsün. Meyhanedeki serserilerle konuşurdun her gece. Bana bakmaz, benimle konuşmazdın. Ben duvarda piknik yapan hamamböceklerini izleyip hükümet elektrik kısıntısı yaptığı için karanlıkta otururdum.’

Tüm bu diyaloglar savaşın nedenini sorgulatıyor bize. Neden savaşıyoruz? İnsan hayatından daha önemli ne olabilir? Ölmeden önce hayatlarını bilime, sanata vermiş insanları neden yitiriyoruz? Ne uğruna?

Tüm savaşların  gerçek sebebi olup vatanseverlik, din ve değerlerin arkasına ustaca saklanan ekonomik sebeplerin çarpıcı bir ifadesidir bu oyun. Oyun karakterleri ve özellikle kadın karakterlerde bu gerçeği görürsünüz. Geliri yetersiz olduğu için tahammül etmek zorunda oldukları günler ve savaş günlerinin getirdiği yoksulluk onları Tanrı’nın uyuduğu fikrine sürükler.

Shaw, Ölüleri Gömün’ü her günün şartlarını yansıtır şekilde kaleme aldığı için günümüz siyasi, ekonomik gerçeklerini çağrıştırması gayet doğaldır. İzlerken ‘Miğferinle evden çıkarkenki yüzünü unuttum oğlum. Yalvarırım bir kez bak bana.’ Diyen bir anne Anadolu’dan çok da uzakta değildir aslında. Annelerine oğullarının yüzlerini unutturan savaşların kararınıysa ellerinde harita ve renkli iğnelerle generaller verir. ‘Oysa ölüm ecelle kendiliğinden gelmelidir.’

‘Cesetler yerin altında birikti. Toprak daha fazlasını almıyor artık.’ Cümlesinden daha çarpıcı hangi cümle vardır savaşın gerçek yüzünü gösteren? Bu size son yıllarda sayısı artan şehitlerimizi hatırlatmıyor mu?

Ben gözlerim dolarak izledim oyunu.  Arkada annelerini, eşlerini, kardeşlerini bırakan ve aslında yaşamadan ölen askerlerin isyanıdır oyunun teması. ‘Henüz bir kızla yatmadım bile.’ Der asker. ‘Okunacak çok kitabım vardı.’ Der bir diğeri. Yarım kalmıştır her şey. Fakat ölü askerlerin gömülmemek için direnmeleri her şeyi değiştirmek üzeredir.

Sonunda kimin galip geldiğini oyuna giderek görmenizi tavsiye ederim. Günümüz siyaseti ve gündemini aklınızın bir kenarında tutarak asker, siyasetçi, gazeteci üçgeninden bakın ve her dönemin birbirini nasıl tekrar ettiğini fark edin.